<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Moleküler Biyoloji  ve Genetik</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1367" rel="alternate"/>
<subtitle>Molecular Biology and Genetics</subtitle>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1367</id>
<updated>2026-10-14T21:52:17Z</updated>
<dc:date>2026-10-14T21:52:17Z</dc:date>
<entry>
<title>C60 Fulleren Nanoparçacıkların Glioblastom U373 Hücreleri Gelişimi ve İstilası Üzerindeki Etkisi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6413" rel="alternate"/>
<author>
<name>BAYSAL, Sevda</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6413</id>
<updated>2026-10-14T07:15:06Z</updated>
<published>2021-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">C60 Fulleren Nanoparçacıkların Glioblastom U373 Hücreleri Gelişimi ve İstilası Üzerindeki Etkisi
BAYSAL, Sevda
ÖZET:&#13;
Glioblastoma Multiforme (GBM), birincil Merkezi Sinir Sistemi tümörü olup, tüm beyin tümörleri arasındaki en sık görülen, en agresif ve en ölümcül olanıdır. Tedavi stratejileri arasında cerrahi tedavi, radyoterapi ve kemoterapi bulunmaktadır. Ancak GBM hücrelerinin istilaya eğilimli olmaları nedeniyle bu tedavi stratejileri yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle yeni tedavi stratejileri araştırılmakta ve özellikle de hedefe yönelik ilaç tedavi yöntemleri üzerinde durulmaktadır. Tam olarak bu noktada nanoteknoloji kullanılmaktadır. Nanoteknoloji ile üretilen nanoparçacıklar ve özellikle C60 fulleren güçlü antikanser aktivite, güçlü antioksidan etki, antimikrobiyal etki, antiviral etki ve radikal süpürücü özellikleri ile GBM tedavisinde hem hedefe yönelik ilaç hem de yeni bir teknoloji olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, nanopartiküllerin kanser hücreleri üzerindeki etkisinin mekanizmalarını netleştirmek için glioblastoma U373 hücrelerinde C60 fulleren’in istila aktivitesi ve hücre iskeleti proteinlerinin ekspresyonu üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Mevcut çalışmanın sonucunda, C60 fulleren’in glioblastoma U373 hücresinin özellikle hücre iskeletini, fibronektin üretimini ve hareketliliğini etkilemek için güçlü olduğunu göstermiştir. Ayrıca mevcut çalışmanın sonuçlarında gözlenen veriler bir bütün halinde değerlendirildiğinde C60 fulleren, hücre iskeleti ana yapıları olan ara filamentleri ve mikrotübülleri zıt yönde etkilemiştir. Bununla birlikte, C60 fulleren’in glioblastoma hücre göçü üzerindeki inhibitör etkisine, GFAP yukarı regülasyonu ve Tübülin aşağı regülasyonu eşlik ettiği tespit edilmiştir. C60 fulleren nanoparçacıkları, hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesi üzerindeki etkinin yanı sıra glioblastoma hücrelerinin reaktivitesini de düzenler. Bu nedenle C60 fulleren, GBM istilasında rol oynadığı gibi glioblastoma hareketliliğinin baskılanmasında da rol oynayabilir.; ABSTRACT:&#13;
Glioblastoma Multiforme (GBM) is the primary Central Nervous System tumor and is the most common, most aggressive and deadly of all brain tumors. Treatment strategies include surgery, radiotherapy, and chemotherapy. However, these treatment strategies are insufficient because GBM cells are prone to invasion. For this reason, new treatment strategies are being researched and especially targeted drug treatment methods are emphasized. This is exactly where nanotechnology is used. Nanoparticles produced with nanotechnology and especially C60 fullerene are used as both a targeted drug and a new technology in GBM treatment with their strong anticancer activity, strong antioxidant effect, antimicrobial effect, antiviral effect and radical scavenging properties. The aim of this study was to examine the effect of C60 fullerene on the invasion activity and expression of cytoskeletal proteins in glioblastoma U373 cells to clarify the mechanisms of the effect of nanoparticles on cancer cells. The result of the present study showed that C60 fullerene is particularly potent to affect the cytoskeleton, fibronectin production and motility of glioblastoma U373 cell. In addition, when the data observed in the results of the current study were evaluated as a whole, C60 fullerene affected the intermediate filaments and microtubules, which are the main cytoskeletal structures, in the opposite direction. However, the inhibitory effect of C60 fullerene on glioblastoma cell migration was found to be accompanied by GFAP upregulation and Tubulin downregulation. C60 fullerene nanoparticles regulate the reactivity of glioblastoma cells as well as the effect on cytoskeletal reorganization. Therefore, C60 fullerene may play a role in the suppression of glioblastoma motility as well as in GBM invasion.
</summary>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>PARP1/2 İnhibitör Kombinasyonlarının MDA-MB-231 Meme Kanseri Tedavisindeki Anti-Neoplastik Etkisinin Deşifre Edilmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6346" rel="alternate"/>
<author>
<name>CÖMERT, Mazlum</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6346</id>
<updated>2026-09-21T11:43:15Z</updated>
<published>2021-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">PARP1/2 İnhibitör Kombinasyonlarının MDA-MB-231 Meme Kanseri Tedavisindeki Anti-Neoplastik Etkisinin Deşifre Edilmesi
CÖMERT, Mazlum
ÖZET:&#13;
Kanser günümüzün ve çağımızın en ölümcül hastalığıdır. Kadınlarda meme kanseri en sık görülen kanser türüdür. Meme kanserinin kadınlarda sıkça görülmesi ve ölüm oranının yüksekliği, meme kanseri üzerine yapılan çalışmaların artmasına neden olmuştur. Meme kanseri hücrelerinde BRACA1/2 mutasyonu sıkça görülmektedir. DNA çift zincir kırıkları tamirinde rol alan BRCA’da meydana gelen mutasyon ile PARP proteinleri önem kazanmaktadır. Replikasyon sırasında tek zincirde meydana gelen hasarlardan sorumlu olan PARP, PARP inhibitörleri tarafından baskılanmaktadır. 2014 yılında Olaparib ile başlayan çalışmalarda PARP inhibitörleri meme kanseri tedavisinde önem kazanmıştır. Bu çalışmada BRACA1/2 mutasyonlu meme kanseri hücresi olan MDA-MB-231 hücre hattına, PARP inhibitörlerinden Olaparib ve Rucaparib ile yapılan antineoplastik kombinasyon tedavisinin sonuçları araştırılmıştır.; ABSTRACT:&#13;
Cancer is the deadliest disease of our day and age. Breast cancer is the most common type of cancer in women. The prevalence of breast cancer in women and the high mortality rate have led to an increase in studies on breast cancer. BRACA1/2 mutation is frequently seen in breast cancer cells. PARP proteins gain importance with the mutation occurring in BRCA, which is involved in the repair of DNA double-strand breaks. PARP, which is responsible for single chain damage during replication, is suppressed by PARP inhibitors. In the studies that started with Olaparib in 2014, PARP inhibitors gained importance in the treatment of breast cancer. In this study, the results of antineoplastic combination therapy with PARP inhibitors Olaparib and Rucaparib to the MDA-MB-231 cell line, a breast cancer cell with BRACA1/2 mutation, were investigated.
</summary>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Küçük Molekül İnhibitörü KAN438757 ve Kurkumin Kombinasyonun Akciğer Kanseri Hücre Hattındaki Anti-neoplastik Etkisinin Deşifre Edilmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6322" rel="alternate"/>
<author>
<name>ÖZDEMİR, Deniz</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6322</id>
<updated>2026-09-14T09:04:36Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Küçük Molekül İnhibitörü KAN438757 ve Kurkumin Kombinasyonun Akciğer Kanseri Hücre Hattındaki Anti-neoplastik Etkisinin Deşifre Edilmesi
ÖZDEMİR, Deniz
ÖZET:&#13;
Akciğer kanseri, dünyadaki en yüksek görülme ve ölüm oranlarına sahip, oldukça kötü huylu bir tümör türüdür. Geleneksel akciğer kanseri tedavisinde cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi kullanılmaktadır. Akciğer kanseri hastalarında en fazla etki gösteren tedavi seçeneği kemoterapide belirli süre ve doz sonrası kemo-direnç ortaya çıkarak tedavinin etkinliğini sınırlamaktadır. Kemoterapide ilaç etkinliğini artırmak ve kemo-direnci ortadan kaldırmak için kombinasyon terapi ile güçlü bir yanıt alınmaktadır. Akciğer kanserinde hücre içerisinde enerji gereksiniminin artması ile özellikle glikoz yolağında düzenleyici bir protein PFKFB3’ün ekspresyonunda çok fazla artış görülmektedir. PFKFB3 (iPFK2), günümüze kadar keşfedilen dört PFKFB izoziminden bir tanesidir. PFKFB3, 6-fosfrukructo-2-kinaz / fruktoz-2,6-bifosfataz 3 enzimini kodlayan bir gendir. Tümör hücrelerinde enerji metabolizmasının engellenmesi günümüzde geliştirilmekte olan önemli bir tedavi olarak kabul edilmektedir. Yeni bir PFKFB3 inhibitörü olarak tanımlanan küçük molekül inhibitörü KAN0438757 kanserli hücrelerde DNA hasar yanıt mekanizmasında kritik bir işleve sahip olması nedeniyle hedefe yönelik tedavide etkin bir rol almaktadır. Kurkumin, curcuma longa rizomlarının ana biyoaktif bileşenidir. Kurkumin'in antioksidan ve antikanser aktivite gibi birçok biyolojik işlevi olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmadaki temel amacımız, KAN0438757 ve kurkumin kombinasyonun akciğer kanseri hücre hattı üzerindeki anti-kanser etkisinin araştırılmasıdır. WST-1 testi ile KAN0438757, Kurkuminin hücre canlılıkları ve IC50 degerleri tespit edildi, ayrıca eşzamanlı hücre analiz sitemi (RTCA) kullanılarak KAN0438757 ve kombinasyon grublarının akciger kanseri hücrelerinin profilerasyonlarında düşüşe neden olduğu belirlendi. Hücre göçü testi ile yeni inhibitörün monoterapi etkisi ile kombinasyon etkisinin analiz edildi. DNA hasarı için ise tek hücre jel elektroforezi kullanılarak A549 hücrelerinde dramtik bir DNA hasarının neden olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca kombinasyonun hücre ölümü ve mitokondriyal membran potansiyel boyama metodları ile morfolojik olarak gösterildi. Son olarak western blotting ile apoptoz belirteçlerinde, KAN0438757 ve kurkumin kombinasyonu akciğer kanseri hücrelerinde hücre ölümünü artırdığı belirlendi.; ABSTRACT:&#13;
Lung cancer is a highly malignant type of tumor with the highest incidence and death rates in the world. Surgery, radiotherapy and chemotherapy are used in the traditional treatment of lung cancer. The most effective treatment option in lung cancer patients is that chemo-resistance occurs in chemotherapy for a certain period of time and after dose, limiting the effectiveness of the treatment. In chemotherapy, a strong response is obtained with combination therapy to increase drug efficacy and eliminate chemo-resistance. In lung cancer, with the increase in the energy requirement in the cell, there is a great increase in the expression of a regulatory protein PFKFB3, especially in the glucose pathway. PFKFB3 (iPFK2) is one of four PFKFB isozymes discovered to date. PFKFB3 is a gene that encodes the 6-phosphofructo-2-kinase / fructose-2,6-biphosphatase 3 enzyme. Inhibition of energy metabolism in tumor cells is currently accepted as an important treatment under development. The small molecule inhibitor KAN0438757, defined as a new PFKFB3 inhibitor, plays an active role in targeted therapy because it has a critical function in the DNA damage response mechanism in cancer cells. Curcumin is the main bioactive component of the rhizomes of Curcuma longa. Curcumin has been shown to have many biological functions such as antioxidant and anticancer activity. Our main aim in this study is to investigate the anti-cancer effect of the combination of KAN0438757 and curcumin on the lung cancer cell line. Cell viability and IC50 values of KAN0438757, Curcumin was determined by WST-1 test, and it was determined that KAN0438757 and combination groups caused a decrease in the proliferation of lung cancer cells using the simultaneous cell analysis system (RTCA). The combination effect of the new inhibitor with the monotherapy effect was analyzed by cell migration assay. For DNA damage, using single cell gel electrophoresis, it was revealed that a dramatic DNA damage was caused in A549 cells. In addition, the combination was morphologically demonstrated by cell death and mitochondrial membrane potential staining methods. Finally, it was determined that the combination of KAN0438757 and curcumin increased cell death in lung cancer cells in apoptosis markers by western blotting.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Endotel Hücre Hattında Homosistein Hasarına Karşı Melatonin ve Alfa Tokoferolün Etkilerinin Araştırılması</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6297" rel="alternate"/>
<author>
<name>AYKUTOĞLU, Gürkan</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6297</id>
<updated>2026-09-07T12:50:24Z</updated>
<published>2017-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Endotel Hücre Hattında Homosistein Hasarına Karşı Melatonin ve Alfa Tokoferolün Etkilerinin Araştırılması
AYKUTOĞLU, Gürkan
ÖZET:&#13;
Bu çalışmada in vitro koşullarda homosistein kullanılarak oluşturulan oksidatif hasara karşı antioksidan moleküller olan melatonin ve alfa tokoferolün ayrı ayrı ve birlikte insan umbilikal kord endotel hücreleri üzerindeki etkilerine bakılmıştır. Hücre canlılığı analizi sonucuna göre 1 mM homosistein eklenmesi hücrelerin canlılık oranını azaltırken, 10 µM melatonin ve 50 µM alfa tokoferolün homosisteinle beraber eklenmesi homosisteinin etkisini azaltarak hücre canlılığını istatiksel olarak önemli oranda arttırmıştır. Ayrıca homosistein hücrelerde oksidatif stres göstergesi olan lipid peroksidasyonu ve reaktif oksijen türevleri miktarını, apoptoza uğrayan hücrelerin sayısını ve DNA fragmentasyonunu istatiksel olarak önemli oranda arttırırken homosisteinle beraber melatonin ve alfa tokoferolün eklenmesi belirtilen parametleri önemli oranda düşürmüştür. Homosistein hücre göçünü azaltırken homosisteinle beraber melatonin ve alfa tokoferolün eklenmesi hücre göçünü arttırmıştır. Bu sonuçlardan melatonin ve alfa tokoferolün insan endotel hücreleri için oksidatif stresi azaltan ve apoptoza karşı koruyucu güçlü antioksidan moleküller olduğu fakat birlikte eklenmelerinin antioksidan etkilerini arttırmadığı sonucu çıkarıldı.; ABSTRACT:&#13;
In this study, antioksidant effects of melatonin and alpha tocopherol against oxidative stress induced by homocysteine in human umbilical cord vein endothelial cells has been evaluated in vitro conditions. According to the results, 1 mM homocysteine decreased cell viability. Addition of 10 µM melatonin and 50 µM alpha tocopherol with homocysteine increased cell viability. Homocysteine addition increased lipid peroxidation, reactive oxygen species, apoptotic cell number and DNA fragmentation. Addition of melatonin and alpha tocopherol with homocysteine decreased these parameters respectively. Homosistein decreased cell migration but melatonin and alpha tocopherol increased cell migration compared to homocysteine exposed cells. Overall, melatonin and alpha tocopherol showed significant effects against oxidative stress induced by homocysteine in endothelial cells.
</summary>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
