<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>İngiliz Dili ve Edebiyatı</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1383</link>
<description>English Language and Literature</description>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 05:19:22 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-09-10T05:19:22Z</dc:date>
<item>
<title>Orientalism in Tamburlaine The Great and Anglo - Ottoman Relations in Elizabethan Era</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6286</link>
<description>Orientalism in Tamburlaine The Great and Anglo - Ottoman Relations in Elizabethan Era
ARPA, Halil İbrahim
ABSTRACT:&#13;
Christopher Marlowe is accepted as the second most crucial artist in Renaissance period after William Shakespeare. Orientalism was in sight of diplomacy, policy and theatre in the extent of time when England was under Spanish threat and tried to find an ally who was powerful enough against rivals and enemies of England. Even if, England won the battle against Philip II without help of Ottoman, Tamburlaine the Great was written after that war and it is meant in the play that Turks are not infinitely trustworthy and mighty because of their early biggest defeat against Timur. Apart from his style and unique literary language, there is another point that calls attention to way of communication between the Kingdom and public of the period when reign of Queen Elizabeth shares nearly the same time with her contemporary Ottoman Sultan: Murad III. While in today‘s world impression management is handled by media, the period was the time of theatre as the most crucial communication tool. The first formal diplomatic relation was found in their ruling times which brought along also fear and anxiety to society of England. In this respect, because the fear which had appeared since conquest of Istanbul and increased after rising period of the Empire with Sultan Suleiman, that fear was tried to be eliminated by theatre plays and hidden codes in these plays. Christopher Marlowe is only one of the artists who adopted such a duty. His young age, conditions of the period when Tamburlaine the Great is written, his resources, reasons and claims of being a spy are the primary sources behind this study. Not only encoded messages are indirectly send to Ottoman Empire by ―refraction of history or historical refraction‖ through Tamerlane, but also with his orientalist discourse while narrating weakness of Bajazid and so-called false prophet of Islam, it is symbolized on the stage that the fears are in vain because the empire is not mighty and invincible enough. For this reason, the new born relation should not be feared because it does not mean surrender but a precaution against Spain and other enemies. The first diplomatic relation of England of Elizabethan Era in the East with a Muslim Empire was likely the biggest step through being ―the empire on which the sun never sets‖ (which was used for Spain before) whose size became larger than any other empire in history. Consequently, Tamburlaine the Great of Christopher Marlowe is examined in light of his orientalist discourse and Anglo-Ottoman relations. And, eventually it is deduced that however the playwright narrates Timur and Bajazid, he referered to events of his lifetime by ―historical refraction‖ and so, possibility of a new critical reading of the play comes to the fore.; ÖZET:&#13;
1564 yılında İngiltere‘de dünyaya gelen Christopher Marlowe Rönesans döneminin Shakespeare‘den sonraki en önemli sanatçısı olarak kabul görmektedir. Bu dönem, Şarkiyatçılığın, İspanya Krallığı‘nın tehdidi altında olan Britanya‘nın kendinden ve İspanya Krallığından daha güçlü bir imparatorlukla diplomatik ilişkiler kurmaya çalışması hasebiyle daha çok siyasi ve politik alanda hissedildiği bir dönem olmuştur. Her ne kadar İngilizler, İspanyolları Osmanlı‘nın yardımı olmadan yense de; bu olay eserin yazılışından sonra meydana gelmiş ve eserde, henüz yenilgiye uğramamış Osmanlı İmparatorluğunun Timur tarafından yenilmesi, Elizabeth döneminde zaferleriyle nam salmış bu imparatorluğun devrin bir diğer süper gücü Habsburg‘lara karşı olası bir ittifak için sonsuz güvenirlilikte yahut güçte olmadığı vurgulanmaktadır. Fatih Sultan Mehmed‘in İstanbul‘u fethetmesiyle başlayan Batıdaki Osmanlı realitesi, Kanuni Sultan Süleyman ile ivme kazanmış ve tüm bu süreçte Türklerle ilgili çeşitli konular üzerinden tiyatro eserleri kaleme alınmıştır. Ancak İngilizlerin Türklerle ilk diplomatik teması Kraliçe Elizabeth döneminde gerçekleşebilmiştir. Bu süreçte, Sultan III. Murad ile mektup yoluyla ilk resmi temaslar kurulmuş ve İspanya Krallığı‘na karşı işbirliği zemini aranmıştır. Batıda adeta korkuyla eşleşmiş olan Osmanlı İmparatorluğu ile kurulan ilişki İngiliz halkında endişe uyandırmıştır. Günümüzde yöneten ve yönetilen arasındaki en önemli iletişim aracı olan medyanın görevini Rönesans döneminde tiyatro görmekteydi ve İngiliz hükümeti bu endişeye tiyatro aracılığıyla cevap vermek için Chirstopher Marlowe‘u görevlendirmişti. Yazarın bu görev için seçmiş olduğu başlık ise bu tezin de konusu olan Tamburlaine the Great idi. Bu çalışmada Marlowe‘ un Tamburlaine the Great adlı eseri kimi zaman gizliden kimi zaman aşikâr bir şekilde verilen Şarkiyatçılık mesajları bağlamında incelenmiş, böyle bir eserin o dönemde niçin, nasıl ve hangi amaçlarla yazıldığı hususuna cevap aranmıştır. Kullanılan tarihsel yanılsama yoluyla Timurlenk üzerinden Osmanlı‘ya inceden inceye mesajlar verilmiş, yazarın Yıldırım Beyazıd‘ı ve İslam dinini tasvir ederken kullandığı şarkiyatçı söylem çerçevesinde tiyatro izleyicilerine bu imparatorluğa karşı duyulan korkunun yersiz olduğu, Timur‘un Beyazıt‘ı yenişi üzerindense yenilmez bir imparatorluk olmadığı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, bu yeni diplomatik ilişki korkuyla yahut endişeyle karşılanmamalı çünkü bu ittifak Osmanlı‘ya boyun eğmekten çok, İspanyollara karşı bir önlem ve yeni bir ticari pazar olarak değerlendirilmelidir. Elizabeth dönemi İngiltere‘sinin doğudaki bu ilk diplomatik ilişkisi ileride güneş batmayan imparatorluk olma yolundaki ilk adımlardan belki de en büyüğü olmuştur. Sonuç olarak, Christopher Marlowe‘un Tamburlaine the Great adlı eseri yazarın şarkiyatçı söylemi ve yazıldığı dönemdeki Osmanlı-İngiliz ilişkileri açısından incelenmiştir. Neticede, her ne kadar eser Timur ve Yıldırım Beyazıd‘ı karşı karşıya getiren Ankara Savaşı üzerine kurgulansa da, ―tarihsel yanılsama‖ yoluyla yazarın; yaşadığı dönemin olaylarına atıfta bulunduğu görülmüş ve yeni bir eleştirel bakış ihtimali gündeme gelmiştir.
</description>
<pubDate>Fri, 01 Jan 2016 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6286</guid>
<dc:date>2016-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>The Intertextual Relationships Between The Works of Albert Camus and Yusuf Atılgan</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6285</link>
<description>The Intertextual Relationships Between The Works of Albert Camus and Yusuf Atılgan
GÜVEN, Hazar Faruk
ABSTRACT:&#13;
Intertexuality, claimed to have been introduced by Bulgarian-French philosopher and&#13;
literature critic Julia Kristeva, is a term which maintains that it is unlikely for any work not to&#13;
be affected by the same kind of work written before. Since it is natural to have an interaction&#13;
between authors, the authors can make reference to the worldview, philosophy and style of&#13;
the different authors. With intertextuality, especially espoused by postmodern literary&#13;
movement, the writers give the readers the opportunity to be conscious throughout the work&#13;
and have different feelings within it by dynamizing their works. Written many articles and&#13;
books on this term introduced in the mid of the 20. century, the attention has been drawn to&#13;
the interaction from each other and different works of authors.&#13;
Intertexuality encountered in the works of Yusuf Atılgan, one of the most important&#13;
post-republic Turkish writers, is noteworthy. Yusuf Atılgan’s works contain similar features&#13;
to Algerian-French writer Albert Camus’s works in terms of theme and topics. Existentialist&#13;
themes like social alienation, religious alienation, isolation, non-communication and&#13;
indifference in Camus’s works can be seen also in the works of Yusuf Atılgan. Absurdism,&#13;
grounded after WWI and originated from Existentialism, gaining acceleration following the&#13;
WWII has begun to maintain the idea that the life is absurd after the destruction and deaths&#13;
which these two world wars caused the world witnessed.&#13;
People migrating from rural areas to cities to find an occupation and not being able to&#13;
adapt to the city life in a rapidly urbanizing world especially following the Industrial&#13;
Revolution, have been subject to the literature. It is also regarded as a movement about all the&#13;
human beings in general like intellectual characters question this absurdism and alienate from&#13;
society in Camus and Atılgan’s works. It is claimed that Atılgan has been influenced by&#13;
Camus’s philosophy of absurdism. For instance, Atılgan’s The Wanderer’s protagonist, C’s&#13;
worldview and lifestyle like social alienation, isolation, non-communication and indiffrence&#13;
show parallelism with Meursault’s lifestyle in Camus’s The Stranger. In our study, the works&#13;
of these two writers have been compared in terms of intertextuality.; ÖZET:&#13;
Bulgar asıllı Fransız filozof ve edebiyat eleştirmeni Julia Kristeva tarafından ortaya atıldığı iddia edilen metinlerarasılık, herhangi bir eserin daha önce yazılan aynı tür bir eserden etkilenmemesinin imkânsız olduğunu savunan bir kavramdır. Yazarlar arası etkileşim doğal bir süreç olduğundan yazarlar farklı yazarların felsefelerine, eserlerine ya da dünya görüşüne göndermeler yapabilirler. Özellikle post-modern edebiyatın savunduğu metinlerarasılık yöntemiyle yazarlar eserlerine dinamizm katmak suretiyle okuyucunun eser boyunca zinde kalmasını sağlar ve okuyucuya eser içerisinde farklı yolculuklara çıkma imkânı verir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında ortaya atılan bu kavram üzerine birçok makale ve kitap yazılarak&#13;
yazarların bir birlerinden ve farklı eserlerden etkileşimlerine dikkat çekilmiştir.&#13;
Cumhuriyet sonrasının en önemli Türk yazarlarından biri olan Yusuf Atılgan’ın&#13;
eserlerinde görülen metinlerarasılık oldukça ilgi çekicidir. Yusuf Atılgan’ın eserleri konu ve&#13;
tema bakımından Cezayir doğumlu Fransız yazar Albert Camus’nun eserleriyle benzer&#13;
özellikler taşır. Camus’nun eserlerinde görülen topluma yabancılaşma, dine yabancılaşma,&#13;
yalnızlık, iletişimsizlik ve kayıtsızlık gibi varoluşçu temalar Atılgan’ın eserlerinde de görülür.&#13;
Birinci dünya savaşından sonra temelleri atılan ve kökenini Varoluşçuluk’tan alan absürdizm,&#13;
İkinci Dünya Savaşından sonra ivme kazanarak dünyanın tanık olduğu iki dünya savaşının yol&#13;
açtığı yıkım ve ölümlerin ardından hayatın saçma olduğu görüşünü savunmaya başlar.&#13;
Özellikle sanayi devriminden sonra hızlı bir şekilde kentleşen dünyada iş bulabilmek&#13;
ve hayatta kalabilmek için kırsaldan kente göç eden ve bu kent yaşamına uyum sağlayamayan&#13;
insanlar edebiyatın konusu olmuştur. Camus ve Atılgan’ın eserlerinde görülen entellektüel&#13;
karakterlerin de bu absürdizmi sorgulayışı ve buna binaen topluma yabancılaşmaları gibi&#13;
genel olarak tüm insanları konu alan bir akım olarak da görülmektedir. Atılgan’ın Fransız&#13;
yazar Camus’nun absürdizm felsefesinden etkilendiği iddia edilir. Örnek olarak Atılgan’ın&#13;
Aylak Adam’ının başkahramanı C’nin dünya görüşü ve hayat tarzı; topluma yabancılaşma,&#13;
yalnızlık, iletişimsizlik ve kayıtsızlık gibi özellikler Camus’nun Yabancı romanındaki&#13;
Meursault’un hayat tarzıyla paralellik göstermektedir. Çalışmamızda bu iki yazarın eserleri&#13;
metinlerarasılık açısından karşılaştırılmaktadır.
</description>
<pubDate>Fri, 01 Jan 2016 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6285</guid>
<dc:date>2016-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>The Comparative Study of Integration Process of Western Muslims in The Black Album by Hanif Kureishi, The Reluctant Fundamentalist by Mohsin Hamid and Brick Lane by Monica Ali</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6211</link>
<description>The Comparative Study of Integration Process of Western Muslims in The Black Album by Hanif Kureishi, The Reluctant Fundamentalist by Mohsin Hamid and Brick Lane by Monica Ali
EKİNEKER GÜDER, Zehra
ABSTRACT:&#13;
Immigration and globalization processes throughout the world have brought about the existence of a considerable number of Asian people in Britain and the USA with a variety of ethnicity, language, lifestyle, and religion and these countries have become far more diverse and multicultural. The reality of such diverse cultures and religions within Britain and the USA brings out the notion of integration. Therefore, this study particularly aims at answering the question ―Is Muslim integration to English and American cultures really achievable?‖ For this purpose, this study is dedicated to the analysis of three post-colonial novels: The Black Album, Brick Lane, and The Reluctant Fundamentalist by three different writers of South Asian origin: Hanif Kureishi, Monica Ali, and Mohsin Hamid respectively. The study analyzes the novels in terms of the problems Muslims experience in their integration process to the host cultures of England and the USA. Each of the novels are predominantly populated by South Asian characters and they will be handled as discrete items of focus because each of them portrays a different immigrant subjectivity and possesses an inherent quality in the way the issues are covered. The study consists of five sections. In the introduction section, theoretical ground of the study in terms of postcolonialism, immigration, and integration will be presented drawing on the theories of Ania Loomba, John McLeod, Stuart Hall, and Bill Ashcroft et all… The introduction part is followed by the main body, which consists of three subparts. In this part, analysis of three novels will be carried out discretely in terms of the integration problems Muslim characters go through in a Western context. Lastly comes the conclusion part, in which a summation will be presented in terms of the differences and similarities of the integration problems handled in each book and an assessment with regard to the future of Muslim integration will be provided.; ÖZET:&#13;
Dünyadaki göç ve küreselleşme süreçleri, İngiltere ve ABD‘de çeşitli etnik köken, dil, yaşam tarzı ve dini inanca sahip kayda değer sayıda Asyalının varlığını ortaya çıkardı ve bu ülkeler çok daha çeşitli ve çok kültürlü hale geldi. İngiltere ve ABD'deki bu tür farklı kültür ve dinlerin gerçekliği entegrasyon kavramını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, bu çalışma özellikle ―İngiliz ve Amerikan kültürlerine Müslüman entegrasyonu gerçekten başarılabilir mi?‖ sorusunu cevaplamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, bu çalışma üç farklı Güney Asya kökenli yazar tarafından yazılan üç sömürge sonrası romanın incelenmesine adanmıştır: Hanif Kureishi‘nin Kara Plak, Monica Ali‘nin Brick Lane ve Mohsin Hamid'in Gönülsüz Köktenci eserleri. Romanların her biri ağırlıklı olarak Güney Asyalı karakterlerden oluşmaktadır. Her bir roman farklı bir göçmen öznelliğini betimlediği ve konuların ele alınma biçiminde özgün bir kaliteye sahip olduğu için ayrı ayrı ele alınacaktır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmanın sömürgecilik sonrası, göç ve entegrasyon açısından teorik temeli Ania Loomba, John McLeod, Stuart Hall, Bill Ashcroft ve diğerleri gibi ünlü teorisyenlerin teorilerinden faydalanılarak sunulacaktır. Giriş bölümünü üç alt bölümden oluşan ana bölüm takip etmektedir. Bu bölümde, üç romanın analizi Müslüman karakterlerin Batı bağlamında yaşadıkları entegrasyon sorunları açısından ayrı ayrı yürütülecektir. Son olarak, her bir kitapta ele alınan entegrasyon sorunlarının farklılıkları ve benzerlikleri açısından bir özetin sunulacağı ve Müslüman entegrasyonun geleceğine ilişkin bir değerlendirmenin sunulacağı sonuç bölümü gelir.
</description>
<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6211</guid>
<dc:date>2019-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Victims of Nationalism: A Comparative Study of The Lemon Tree and Sevdalinka</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6209</link>
<description>Victims of Nationalism: A Comparative Study of The Lemon Tree and Sevdalinka
BOYLU, Yüsra
ABSTRACT:&#13;
The Palestinians and the Bosnians have experienced two of the most miserable fates&#13;
by virtue of national discrimination in modern era. The confusing point, here, is that&#13;
the main reason of the miseries is the nations who had been exposed to the same&#13;
discrimination and hurt. The Jews and the Serbs overdid the atrocities done to them&#13;
regardless of their common historical and cultural backgrounds. The Lemon Tree&#13;
mirrors Palestinian and Israeli conflict, the daily life, the nation’s sufferings, and&#13;
hope; Sevdalinka reflects the similar cases of Bosnian and Serbian conflict. The&#13;
thesis analyzes the reflections of two historical cases on two narratives. The&#13;
common grounds of the nations, the processes of building prejudice and deliberately&#13;
discrimination, human rights violation are exemplified. As an artificial factor the&#13;
concept of nationalism and kinds of nationalism are studied. The possibility of&#13;
communication and co-existence of the nations having common cultural background&#13;
is stressed. Regarding the whole process, it is concluded that the only or the most&#13;
useful way to comfort for all the nations is to welcome and tolerate the other.; ÖZET:&#13;
Modern çağda, Filistinliler ve Bosnalılar milliyetçi düşüncenin yol açtığı&#13;
ayrımcılıktan ötürü en kötü iki kaderi yaşamış uluslardır. Buradaki en şaşırtıcı&#13;
husus, benzer uygulamalara maruz kalan milletlerin bu acıların temel sebebi&#13;
olmasıdır. Yahudiler ve Sırplar ortak tarihlerine ve kültürel geçmişlerine aldırmadan&#13;
kendilerine yapılan kötülüklerin daha fazlasını yapmışlardır. Limon Ağacı Filistin ve&#13;
İsrail çatışmasına, günlük hayatlarına, çekilen acılara ve umuda ayna tutarken,&#13;
Sevdalinka Bosnalı ve Sırp çatışmasındaki benzer durumları yansıtır. Bu tez tarihsel&#13;
durumların sözü edilen anlatılardaki yansımaları inceler. Ulusların ortak paydaları,&#13;
kasıtlı ayrımcılık ve önyargı oluşturma süreçleri, insan hakları ihlali örneklendirilir.&#13;
Yapay bir unsur olarak milliyetçilik ve milliyetçiliğin çeşitleri irdelenir. İki eser de&#13;
ön yargılardan uzak, insancıl bir yaklaşımla yazılmıştır. Ortak kültüre sahip bu&#13;
ulusların tüm olumsuzluklara rağmen, birbirleriyle iletişim kurmalarının ve birlikte&#13;
yaşamalarının mümkün olduğu vurgulanır. Tüm süreç göz önüne alındığında,&#13;
ulusları huzura götüren tek ya da en faydalı yolun ötekini hoş karşılamak ve onunla&#13;
duygudaşlık kurmak olduğu sonucuna varılır.
</description>
<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6209</guid>
<dc:date>2019-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
