<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Zootekni</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1371" rel="alternate"/>
<subtitle>Animal Science</subtitle>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1371</id>
<updated>2026-09-24T03:52:23Z</updated>
<dc:date>2026-09-24T03:52:23Z</dc:date>
<entry>
<title>Bingöl İlinde Farklı Yetiştirme Sistemlerinde Üretilen Tavuk Yumurtalarının Kalite, Besin Madde İçerikleri ve Ağır Metal İçerikleri Bakımından Karşılaştırılması</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6362" rel="alternate"/>
<author>
<name>DİNÇ, Muhammed</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6362</id>
<updated>2026-09-23T12:45:29Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Bingöl İlinde Farklı Yetiştirme Sistemlerinde Üretilen Tavuk Yumurtalarının Kalite, Besin Madde İçerikleri ve Ağır Metal İçerikleri Bakımından Karşılaştırılması
DİNÇ, Muhammed
ÖZET:&#13;
Bu çalışma Bingöl ilinde farklı yetiştirme sistemlerinde üretilen tavuk yumurtalarının kalite, besin madde içerikleri ve ağır metal içerikleri bakımından karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın ana materyalini kafes sistemi (ticari), köy ve serbest sistemde üretilen yumurtalar oluşmuştur. Her bir yetiştirme sisteminden tesadüfi olarak seçilen 120'şer adet olmak üzere toplamda 360 adet yumurta kullanılmıştır. Üretim sistemleri arasında yumurta ağırlığı ve kabuk ağırlığı bakımından en yüksek ortalama gezen tavuk grubuna ait yumurtalarda 64,04 g olarak tespit edilmiştir. Gruplara ait ortalama yumurta ağırlıkları arasında önemli (P&lt;0,01) bir farklılık saptanmıştır. Yumurta sarısındaki ham yağ ve kolesterol oranları bakımından yapılan karşılaştırmada, ham yağ oranının ticari yumurta grubunda en yüksek değer olduğu (%32,4), kolesterol oranın 299,7 mg/yumurta ağırlığı olarak görülmüştür. Yumurtaların amino asit içerikleri bakımından yapılan karşılaştırmada, % olarak en yüksek değerlerin ticari kafes yumurtalarına ait olduğu görülmüştür. Doymuş ve doymamış yağ asitleri bakımından gruplar arasında yapılan karşılaştırmada, genel olarak köy tavuğu ve gezen tavuk gruplarının doymuş ve doymamış yağ asitleri oranının ticari gruptan daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Yumurtaların ağır metal içerikleri bakımından yapılan karşılaştırmalarda ise, ticari yumurtaların ağır metal içeriklerinin, gezen ve köy tavuklarına ait yumurtalara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür.; ABSTRACT:&#13;
This study was carried out in order to compare chicken eggs produced in different breeding systems in terms of Quality, Nutrient Content, and Heavy Metal Contents in Bingöl. The main material of the research was the eggs produced in the cage system (commercial), village, and free system. A total of 360 eggs were used, 120 of which were randomly selected from each rearing system. Among the production systems, the highest average in terms of egg weight and shell weight was determined as 64.04 g in eggs belonging to the wandering chicken group. A significant difference (P&lt;0.01) was found between the egg weights of the groups. In the comparison made in terms of egg yolk crude oil and cholesterol ratios, the highest value of the commercial egg group in the yellow crude oil ratio was 32.4%, and the cholesterol ratio was 299.7 mg/egg weight. In the comparison made in terms of amino acid contents, it was seen that the highest values in % belong to commercial cage eggs. In the comparison between the groups in terms of saturated and unsaturated fatty acids, it was observed that the ratio of saturated and unsaturated fatty acids of the village chicken and wandering chicken groups was higher than the commercial group average. In the comparison between the averages of the groups in terms of heavy metal contents, it was observed that the heavy metal contents of commercial eggs were low, and the heavy metal contents of eggs belonging to wandering and village chickens were higher.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Bal Arısı (Apis Mellifera L.) Kolonilerinde Varroa Mücadelesinde Mersin Bitkisinin (Myritus Communis L.) Yaprakları, Meyvesi ve Esansiyel Yağının Kullanılma İmkânları</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6358" rel="alternate"/>
<author>
<name>TURHAN, Münire</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6358</id>
<updated>2026-09-23T10:10:41Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Bal Arısı (Apis Mellifera L.) Kolonilerinde Varroa Mücadelesinde Mersin Bitkisinin (Myritus Communis L.) Yaprakları, Meyvesi ve Esansiyel Yağının Kullanılma İmkânları
TURHAN, Münire
ÖZET:&#13;
Bu çalışma, arı yetiştiriciliğinde önemli bir sorun olan bal arısı paraziti Varroa destructor’a karşı Mersin bitkisinin yaprakları, meyvesi ve esansiyel yağının kullanılma imkânlarının araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Deneme, 5’i muamele 1’i kontrol grubu olarak toplam 6 grup olarak düzenlenmiş ve tüm kolonilerde Kafkas arı ırkı (Apis mellifera C.) kullanılmıştır. Muamele grupları; Grup I: Mersin bitkisi yaprağı, Grup II: Mersin bitkisi esansiyel yağı, Grup III: Mersin bitkisi meyvesi+yaprağı, Grup IV: Mersin bitkisi meyvesi+yaprağı+esansiyel yağı, Grup V: Rulamit VA şeklinde oluşturulmuştur. Her bir grupta, koloni gücü ve varroa bulaşıklık düzeyleri benzer olan 5’er adet ve toplam 30 adet çekmeceli kovan kullanılmıştır.&#13;
İlkbahar uygulaması öncesinde her bir kovandan alınarak incelenen 150’şer adet ergin arıda varroa bulaşıklık düzeyleri benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %37,01 olarak saptanmıştır. Her bir kovandan alınarak incelenen 200’er adet larvadaki bulaşıklık düzeyleri ise, aynı şekilde benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %52,47 olarak belirlenmiştir. İlkbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait bulaşıklık düzeyleri ergin arılarda önemli (P&lt;0,05) farklılıklar göstermiştir. Bulaşıklık düzeyleri, Kontrol, Grup I, Grup II, Grup III, Grup IV ve Grup V için sırasıyla; %38,38, %12,92, %12,12, %13,18, %12,38 ve %13,44 olarak bulunmuştur. İlkbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait kolonilerdeki varroa bulaşıklık düzeyleri, larvalarda da önemli farklılıklar göstermiş ve sırasıyla; %52,20, %10,90, %10,50, %9,70, %11,90 ve %11,30 olarak saptanmıştır. İlkbahar döneminde yapılan uygulama sonrasında dökülen ölü varroa sayıları, tüm deneme gruplarında önemli (P&lt;0,01) farklılıklar göstermiştir. Ölü varroa sayısı, muamele gruplarında 1954,8 adet/koloni (Grup V) ile 438,4 adet/koloni (Grup I) arasında değişim gösterirken, kontrol grubunda 41,6 adet/koloni olarak belirlenmiştir. Sonbahar uygulaması öncesinde her bir kovandan alınarak incelenen 150’şer adet ergin arıda varroa bulaşıklık düzeyleri benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %16,16 olarak saptanmıştır. Her bir kovandan alınarak incelenen 200’er adet larvadaki bulaşıklık düzeyleri ise, aynı şekilde benzer bulunmuş ve ortalama bulaşıklık düzeyi %13,80 olarak belirlenmiştir. Sonbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait bulaşıklık düzeyleri ergin arılarda önemli (P&lt;0.05) farklılıklar göstermiştir. Bulaşıklık düzeyleri, Kontrol, Grup I, Grup II, Grup III, Grup IV ve Grup V için sırasıyla; %16,00, %1,98, %2,64, %2,88, %3,84 ve %3,44 olarak bulunmuştur. Sonbahar uygulaması sonrasında, deneme gruplarına ait kolonilerdeki varroa bulaşıklık düzeyleri, larvalarda da önemli farklılıklar göstermiş ve sırasıyla; %9,4, %3,44, %4,30, %5,5, %4,50 ve %4,20 olarak saptanmıştır. Sonbahar döneminde yapılan uygulama sonrasında dökülen ölü varroa sayıları, tüm deneme gruplarında önemli (P&lt;0.01) farklılıklar göstermiştir.&#13;
Sonuç olarak, Mersin bitkisi yaprağı, meyvesi ve esansiyel yağının etkili ve yararlı bir şekilde kullanılabileceği, ancak söz konusu ürünlerin birlikte kullanılmasının varroa kontrolü bakımından daha iyi sonuçlar verdiği ve balda herhangi bir kalıntıya neden olmadan kullanılabileceği söylenilebilir.; ABSTRACT:&#13;
This study was carried out to investigate the possibilities of using common myrtle leaves, fruit, and essential oil honey bee parasite Varroa destructor, which is an important problem in bee breeding. The experiment was organized as 6 groups, 5 of which were treatment group and 1 was the control group, and the Caucasian bee race (Apis mellifera C.) used. Treatment groups are formed as Group I: Common myrtle leaf, Group II: Common myrtle essential oil, Group III: Common myrtle fruit + leaf, Group IV: Common myrtle fruit + leaf + essential oil, Group V: Rulamit VA. In each group, 5 framed beehives with a total of 30 framed beehives were used, each with similar colony power and varroa contamination levels.&#13;
In all treatment groups, varroa contamination levels were found similar in 150 adult honey bees taken from each beehive and studied before spring application, and the average contamination level was determined as 37.01%. The contamination levels of 200 larvae, which were taken from each beehive, were found similar, and the average contamination level was determined as 52.47%. After the spring application, contamination levels of treatment groups showed significant (P&lt;0.05) differences in adult honey bees. Contamination levels were found for Control, Group I, Group II, Group III, Group IV, and Group V as 38.38%, 12.92%, 12.12%, 13.18%, 12.38%, and 13.44% respectively. After the spring application, contamination levels of varroa in colonies belonging to the experimental groups showed significant differences in the larvae as well and It was determined as 52.20%, 10.90%, 10.50%, 9.70%, 11.90%, and 11.30% respectively. The number of dead varroa spilled after the application in the spring period showed significant differences (P&lt;0.01) in all of the treatment groups. The number of dead varroa varied between 1954.8 pieces/colony (Group V) and 4384.4 pieces/colony (Group I) in the treatment groups, while it was 41.6 pieces/colony in the control group. Varroa contamination levels were found similar in 150 adult honey bees taken from each beehive and studied before spring application, and the average contamination level it was determined as 16.16%. The contamination levels of 200 larvae, which were taken from each beehive, were found similar as well, and the average contamination level was determined as 13.80%. After the autumn application, contamination levels of treatment groups showed significant (P&lt;0.05) differences in adult honey bees. Contamination levels were found for Control, Group I, Group II, Group III, Group IV, and Group V as 16.00%, 1.98%, 2.64%, 2.88%, 3.84%, and 3.44% respectively. After autumn application, varroa contamination levels in the colonies belonging to the treatment groups showed significant differences in the larvae as well and it was determined as 9.4%, 3.44%, 4.30%, 5.5%, 4.50%, and 4.20% respectively. The number of dead varroa spilled after the application in the autumn period showed significant differences (P&lt;0.01) in all of the treatment groups.&#13;
In conclusion, it is effective and beneficial to use common myrtle leaf, fruit, and essential oil, but the combination of these products gives better results in terms of varroa control, and it can be used without causing residue in honey.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Serbest Sistemde Yetiştirilen Beyaz ve Kahverengi Yumurtacı Tavuklarda Yumurtlama Zamanı ve Oranının Yumurta Kalitesi Üzerine Etkisi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6327" rel="alternate"/>
<author>
<name>ALTUN, İsmail</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6327</id>
<updated>2026-09-15T05:40:31Z</updated>
<published>2021-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Serbest Sistemde Yetiştirilen Beyaz ve Kahverengi Yumurtacı Tavuklarda Yumurtlama Zamanı ve Oranının Yumurta Kalitesi Üzerine Etkisi
ALTUN, İsmail
ÖZET:&#13;
Bu araştırma, serbest gezinmeli sistemde yetiştirilen ticari beyaz (Isa Tindet) ve kahverengi yumurtacı (Lohmann) tavuklarda yumurtlama zamanının yumurta kalitesi ve yumurtlama oranı üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Deneme, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde yumurta üretimi yapan özel bir işletmede yürütülmüştür. Barınak olarak, 3,5 dekarlık bir arazi üzerinde kurulmuş olan bir çadır kümes (140 m2) kullanılmıştır. Denemede, 84 haftalık yaşta toplam 680 adet beyaz ve kahverengi genotipte tavuk kullanılmıştır. Kümesin çevresinde, yaklaşık 3 dekarlık bir alanda tavukların otlaması için yonca ekilmiştir. Ölçümlerinde kullanılacak olan yumurtalar, 84, 85, 86 ve 87 haftalık yaşlarda 4 hafta süreyle (haftada 1 kez) toplanmıştır. Geceleri kümeste barındırılan hayvanlar, gündüzleri 12 saat süreyle otlatmak amacıyla dışarı çıkarılmıştır. Hava karardıktan sonra barınağa alınan hayvanlara ilave olarak 6 saat yapay aydınlatma uygulanmıştır. Tavuklara, günlük 90 g/hayvan düşecek şekilde %17 ham protein ve 2750 kcal/kg ME içeren yumurta yemi verilmiştir. Çalışmada, beyaz ve kahverengi yumurtacı genotiplerin yumurta kalite özelliklerinin belirlenmesi için günün 4 farklı saat diliminde (7.30-9.30, 9.30-11.30, 11.30-13.30 ve 13.30-15.30) yumurta toplanmıştır. Yumurta kalitesinin belirlenmesinde, yumurta ağırlığı, şekil indeksi, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, ak oranı, ak yüksekliği, sarı ağırlığı, sarı oranı, sarı rengi, kırılma direnci ve Haugh birimi gibi özellikler ele alınmıştır.&#13;
Sonuç olarak, genelde (4 hafta) farklı saat dilimlerinin, yumurta ağırlığı, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, sarı ağırlığı ve kırılma direncini önemli (P&lt;0.01) düzeyde etkilediği, şekil indeksi, ak oranı, ak yüksekliği, sarı oranı, sarı rengi ve Haugh birimi üzerine ise etkili olmadığı saptanmıştır. Genotipin etkisi ise, kabuk ağırlığı, kabuk kalınlığı, kabuk oranı, ak ağırlığı, ak oranı, ak yüksekliği, sarı rengi, kırılma direnci ve Haugh birimi için önemli (P&lt;0.01, P&lt;0.05) bulunmuştur. Yumurta ağırlığı, şekil indeksi, sarı ağırlığı ve sarı oranı genotipten önemli ölçüde etkilenmemiştir. Saat dilimleri*genotip interaksiyonu, sadece kabuk kırılma direncini önemli (P&lt;0.01) düzeyde etkilemiş, incelenen diğer tüm özellikler bakımından önemli bir etkiye sahip olmamıştır. Genotiplerin, 07.30-09.30, 09.30-11.30, 11.30-13.30, 13.30-15.30 ve 15.30-07.30 arasındaki toplama saatlerindeki yumurtlama oranları, sırasıyla; beyaz genotip için %26,21, 28,97, 23,22, 11,26 ve 10,34, kahverengi genotip için %29,56, 24,04, 18,51, 8,42 ve 19,47 olarak bulunmuştur.; ABSTRACT:&#13;
This research was carried out to investigate the effect on egg quality of oviposition time and rate in commercial white (Isa Tindet) and brown layers (Lohmann brown) reared in free range system. The experiment carried out egg production in a private enterprise in Bismil district of Diyarbakır. A tent coop (140 m2) set up on a 3.5 decare land was used as shelter. In the trial, 84-week-old white and brown genotypes were used. Clover was planted for grazing of chickens of about 3 decares around the coop. The eggs in their measurements were collected for 4 weeks (1 time) at 84, 85, 86 and 87 weeks of age. The birds kept in the house at night were taken outside to graze the 12 hour tongue during the day. In addition to the birds taken into the shelter after dark, 6 hours of artificial lighting was applied. The layers were given feed containing 17% crude protein and 2750 kcal/kg ME (90 g/bird per day). In the study, eggs were collected at 4 different time periods of the day (7.30-9.30, 9.30-11.30, 11.30-13.30 and 13.30-15.30) for egg quality characteristics of white and brown layer genotypes. In determining the egg quality, its properties such as egg weight, shape index, egg shell weight, egg shell thickness, percentage of egg shell, albumen weight, percentage of albumen, albumen height, yolk weight, percentage of yolk, yellow color, egg shell strength and Haugh unit were taken into consideration.&#13;
As a result, generally (4 weeks) different collection time affected egg weight, egg shell weight, shell thickness, percentage of egg shell, albumen weight, yolk weight and egg shell strength significantly (P&lt;0.01), but, it was found to be not effective on shape index, percentage of albumen, albumen height, percentage of yolk, yellow color and Haugh unit. Genotype effect was found to be significant (P&lt;0.01, P&lt;0.05) for egg shell weight, shell thickness, percentage of egg shell, albumen weight, percentage of albumen, albumen height, yellow color, egg shell strength and Haugh unit. Egg weight, shape index, yellow weight and percentage of yolk were not significantly affected by the genotype. Collection time*genotype interaction only affected the egg shell strength at a significant (P&lt;0.01) level, but did not have a significant effect on all other traits. The oviposition rates of genotypes were found as between 07.30-09.30, 09.30-11.30, 11.30-13.30, 13.30-15.30 and 15.30-07.30, 26,21%, 28,97, 23,22, 11,26 and 10,34% for white genotype, 29,56%, 24,04, 18,51, 8,42 and 19,47% for brown genotype, respectively.
</summary>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Türkiye'de Kültür, Melez ve Yerli Sığır Irklarına Ait Süt Verimlerinin Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) İle İncelenmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6298" rel="alternate"/>
<author>
<name>AZAK, Gamze</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6298</id>
<updated>2026-09-08T05:17:20Z</updated>
<published>2018-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Türkiye'de Kültür, Melez ve Yerli Sığır Irklarına Ait Süt Verimlerinin Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) İle İncelenmesi
AZAK, Gamze
ÖZET:&#13;
Bu çalışmada, Türkiye'deki melez, kültür ve yerli sığır ırklarına ait 2015 yılı süt&#13;
verimlerinin 7 coğrafi bölgeye göre sığır ırklarının süt verimlerinin çok değişkenli&#13;
varyans analizi (MANOVA) ile incelenmesi amaçlanmıştır.&#13;
Çalışmada, MANOVA testi için kullanılan Pillai's Trace, Wilks' Lambda, Hotelling's&#13;
Trace ve Roy's Largest Root istatistiklerinin değerleri sırasıyla; 0,522, 0,546, 0,711 ve&#13;
0,490 elde edilirken, bu istatistiklere karşılık gelen F değerleri sırasıyla 2,422, 2,518,&#13;
2,594 ve 5,634 bulunmuştur. Melez, kültür ırkı ve yerli sığırların yıllık süt verim&#13;
ortalamaları sırasıyla 3776,355, 2692,803 ve 1311,513 kg olarak saptanmıştır.&#13;
MANOVA testi sonucunda, süt verimi bakımından bölgeler arası farklılık kültür ırkı ve&#13;
yerli sığırlarda önemsiz iken, melez sığırlarda istatistiksel olarak önemli bulunmuştur&#13;
(P&lt;0,001). Bonferroni testi, melez sığırlardaki süt verimi farklılığının Doğu Anadolu-&#13;
Ege, Doğu Anadolu-Marmara, Güneydoğu Anadolu-Ege ve Güneydoğu Anadolu-&#13;
Marmara bölgeleri arasındaki verim farklılığından kaynaklandığını ortaya koymuştur.; ABSTRACT:&#13;
In this study, it was aimed to examine milk yield from cultural, cross-bred, and native&#13;
cattle breeds in seven geographical regions of Turkey through multivariate analysis of&#13;
variance (MANOVA).&#13;
The values of Pillai's Trace, Wilks' Lambda, Hotelling's Trace and Roy's Largest Root&#13;
statistics used for the MANOVA test were 0.522, 0.546, 0.711 and 0.490, respectively.&#13;
The corresponding F values for these statistics were found to be 2.422, 2.518, 2.594 and&#13;
5.634, respectively. Animally milk yield averages of cultural, and native cattle breeds&#13;
were found to be 3776.355, 2692.803 and 1311.513 kg, respectively.&#13;
As a result of the MANOVA test, the difference in milk yield between the regions was&#13;
not significant for cultural and native cattle breeds, whereas a significant difference was&#13;
found in cross breed cattle (P&lt;0.001). As a result of the Bonferroni test, it was found that&#13;
the milk yield difference in crossbred cattle was due to the difference in yield between&#13;
Eastern Anatolia-Aegean, Eastern Anatolia-Marmara, Southeast Anatolia-Aegean and&#13;
Southeast Anatolia-Marmara regions.
</summary>
<dc:date>2018-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
