<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Fen Bilimleri Enstitüsü</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1357" rel="alternate"/>
<subtitle>Institute of Sciences</subtitle>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/1357</id>
<updated>2026-10-01T22:52:21Z</updated>
<dc:date>2026-10-01T22:52:21Z</dc:date>
<entry>
<title>Bazı Tıbbi ve Yem Bitkilerinin Arıcılık Açısından Değerlendirilmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6392" rel="alternate"/>
<author>
<name>UÇAR, Rıdvan</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6392</id>
<updated>2026-10-01T12:00:45Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Bazı Tıbbi ve Yem Bitkilerinin Arıcılık Açısından Değerlendirilmesi
UÇAR, Rıdvan
ÖZET:&#13;
Bu araştırma; üç yem ve üç tıbbi-aromatik bitki türünün Bingöl ili ekolojik koşullarında arı merası olarak değerlendirilme potansiyellerinin ve bazı verim unsurlarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, 2021 ve 2022 yılları yetiştirme döneminde Bingöl Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Alanında yürütülmüştür.&#13;
Araştırmada, bitkisel materyal olarak Macar fiği (Vicia pannonica), korunga (Onobrychis viciifoli), ak üçgül (Trifolium repens), lavanta (Lavandula intermedia), fesleğen (Ocimum basilicum) ve kekik (Satureja hortensis) bitkileri kullanılmıştır. Her bir bitki için 33x33 metrelik parseller halinde ekim ve dikim yapılmıştır. Araştırmada her bitki için; m2’de arı sayısı, arının çiçekte kalma süresi, bitki boyu, bitki başına sap sayısı, sapta çiçek sayısı, bitki başına çiçek sayısı, m2’de bitki sayısı, m2’de çiçek sayısı ve biyolojik verim gibi özellikler incelenmiştir. Ayrıca çalışmada yer alan tıbbi ve aromatik bitkilerin yeşil ve kuru herba ağırlıkları ile yağ asidi içerikleri ve arı merasından elde edilen bal miktarları da belirlenmiştir.&#13;
Çalışmanın iki yıllık ortalama değerleri göz önünde tutulduğunda; en uzun süre çiçekli kalan bitki fesleğen (58 gün) olurken, en az çiçekli kalan bitki Macar fiği (16 gün) olmuştur. Ortalama en fazla arı ziyareti 63 adet/arı ile lavanta bitkisine olurken, en az arı ziyareti 12 adet/arı ile fesleğen bitkisine olmuştur. Arılar en fazla süreyi Macar fiği çiçeklerinde (8 sn), en az süreyi de kekik çiçeklerinde (2 sn) geçirmiştir. Çiçek sayısı (m2 veya bitki başına) bakımından kekik (2361 adet) ilk sırada yer alırken, son sırada ak üçgül (92 adet) bulunmuştur. Arıların tohum verimi üzerindeki etkinliği incelendiğinde lavanta bitkisinin ön plana çıktığı belirlenmiştir. Bitkilerin ortalama biyolojik verimleri incelendiğinde en fazla biyolojik verim ak üçgül bitkisinden elde edilirken, en az biyolojik verim elde edilen bitki Macar fiği olmuştur. Yeşil ve kuru herba ağırlığı en fazla fesleğen bitkisinden (745 ve 207,5 g/m2 ) elde edilirken, en az yeşil ve kuru herba ağırlığı da kekik bitkisinden (525 ve 162 g/m2 ) elde edilmiştir.&#13;
Sonuç olarak çalışmada kullanılan bitkilerin arı merası oluşturma potansiyellerinin yüksek olduğu, bal arılarının bitki tozlaşmasında çok önemli bir faktör olduğu, tarımsal üretim faaliyetleri ile arıcılık faaliyetlerinin beraber yürütülebileceği, arı merası tesis etmenin gezginci arıcılık faaliyetlerini önemli oranda azaltabileceği ve tarımsal alanlardan daha fazla gelir sağlanabileceği fikri hasıl olmuştur.; ABSTRACT:&#13;
This research; Evaluation of the potentials of three forage and three medicinal-aromatic plant species as bee pastures in the ecological conditions of Bingöl province and was carried out to determine some yield elements. The research was carried out in the field of Agricultural Practice and Research at Bingöl University during the growing season of 2021 and 2022.&#13;
In the research, Hungarian vetch (Vicia pannonica), sainfoin (Onobrychis viciifolia), white clover (Trifolium repens), lavender (Lavandula intermedia), basil (Ocimum basilicum) and thyme (Satureja hortensis) plants were used. Sowing and planting were done in 33x33 meter plots for each plant. For each plant in the research; properties such as number of bees per m2, duration of stay in flower, plant height, number of stems per plant, number of flowers per stem, number of flowers per plant, number of plants per m2, number of flowers per m2 and biological yield were investigated. In addition, the green and dry herb weights and fatty acid contents of the medicinal and aromatic plants included in the study and the amount of honey obtained from the bee pasture were determined.&#13;
Considering the two-year average values of the study; the longest flowering plant was basil (58 days), while the least flowering plant was Hungarian vetch (16 days). On average, the most bee visits were to the lavender plant with 63 bees/m2, while the least bee visits were to the basil plant with 12 bees/m2. Bees spent the most time in Hungarian vetch flowers (8 s) and the least time in thyme flowers (2 s). In terms of the number of flowers (per m2 or per plant), thyme (2361 pieces) was in the first place, while white clover (92 pieces) was found in the last place. When the effectiveness of bees on seed yield was examined, it was determined that the lavender plant came to the fore. When the average biological yields of the plants were examined, the highest biological yield was obtained from the white clover plant, while the plant with the least biological yield was Hungarian vetch. While the highest green and dry herb weight was obtained from basil (745 and 207,5 g/m2), the least green and dry herb weight was obtained from thyme (525 and 162 g/m2).&#13;
As a result, the plants used in the study have a high potential to create bee pastures, honey bees are a very important factor in plant pollination, that agricultural production activities and beekeeping activities can be carried out together. The idea has emerged that establishing bee pastures can significantly reduce migratory beekeeping activities and provide more income from agricultural areas.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Ratlarda Vinkristin ile Oluşturulan Karaciğer Toksisitesi Üzerine Bingöl Yöresinden Toplanan Arı Sütünün Etkilerinin Araştırılması</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6390" rel="alternate"/>
<author>
<name>ERZİNCAN, Rahime</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6390</id>
<updated>2026-09-30T10:49:50Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Ratlarda Vinkristin ile Oluşturulan Karaciğer Toksisitesi Üzerine Bingöl Yöresinden Toplanan Arı Sütünün Etkilerinin Araştırılması
ERZİNCAN, Rahime
ÖZET:&#13;
Kanser günümüzde hızla yayılan ve ölüm oranı yüksek olan en önemli hastalıklardan biridir. Çeşitli kanser türlerinin tedavisinde kullanılan vinkristin (VCR), Apocynaceae familyasına ait deniz salyangozu bitkisinden ekstrakte edilen bir alkaloittir. VCR, lenfomalar, lösemi, meme kanseri ve beyin tümörleri gibi birçok kanser türünün tedavisinde kullanılan kemoterapötik bir ilaçtır. Bu ilaç kemoterapötik bir ajan olarak kullanılsa da hepatotoksisite ve periferal nöropati başlıca yan etkileridir. Arı sütü, 5-15 günlük genç işçi arıların boğaz (hipofaringeal) ve üst çene (mandibular) bezlerinden üretilip salgılanan bir maddedir. Zengin protein, vitamin ve fenolik bileşik içeriği ile tüm dikkatleri üzerinde toplayan bir arı ürünüdür.&#13;
Bu çalışma VCR’nin neden olduğu hepatotoksisite üzerine Bingöl yöresinde toplanan arı sütünün olası koruyucu etkilerinin araştırmak için tasarlandı. Deneyde 5 grup ve her grupta 7 rat olacak şekilde toplam 35 adet Wistar Albino cinsi erkek rat kullanıldı. Gruplar sırasıyla; i) Kontrol, ii) Arı sütü, iii) VCR, iv) VCR+Arı sütü-150 mg/kg ve v) VCR+Arı sütü-300 mg/kg olacak şekilde 14 gün intraperitonel ve oral yoldan uygulama yapıldı. Arı sütünün LC-MS/MS cihazı ile kimyasal içeriğinde toplam 53 fenolik bileşene bakıldı ve 15 tane fenolik bileşik olduğu tespitetti. Ayrıca, kontrol grubu ile kıyaslandığında VCR grubunda serum ALT, AST ve ALP seviyelerinin yüksek olduğu tespit edildi. VCR uygulamasının karaciğer dokusunda antioksidan enzimler olan SOD, KAT, GSH ve GPx aktivelerini azalttığı lipid peroksidasyonunu ise artırdığı belirlendi. Öte yandan VCR karaciğer dokusunda NFκB, TNF-α, IL-1β, PERK, ATF6, IRE1, GRP78, LC3A ve LC3B mRNA transkript seviyelerini kontrol grubuna göre azalttığı kaydedilmiştir. Western blot analizi sonucunda VCR’nin karaciğer dokusunda kaspaz-3 ve Bax ekspresyon seviyelerini artırdığı, Bcl-2 ekspresyon seviyelerini azalttığı tespit edildi. Tedavi amacıyla verilen 150 ve 300 mg/kg dozlarındaki arı sütünün yukarıda bahsi geçen parametreleri regüle ederek koruyucu etki gösterdiği tespit edildi.&#13;
Sonuç olarak VCR indüklü karaciğer hasarında arı sütünün antioksidan, anti-inflamatuar, anti-apoptotik ve anti-otofajik etkiler sergilediği ve her iki dozun da etkili olduğu sonucuna varılmıştır.; ABSTRACT:&#13;
Cancer is one of the most important diseases that spreads rapidly and has a high mortality rate. Used in the treatment of various types of cancer, vincristine (VCR) is an alkaloid extracted from the sea snail plant belonging to the Apocynaceae family. VCR is a chemotherapeutic drug used in the treatment of many types of cancer, such as lymphomas, leukemia, breast cancer and brain tumors. Although this drug is used as a chemotherapeutic agent, hepatotoxicity and peripheral neuropathy are its main side effects. Royal jelly is a substance produced and secreted by the throat (hypopharyngeal) and upper jaw (mandibular) glands of young worker bees aged 5-15 days. It is a bee product that attracts all attention with its rich protein, vitamin and phenolic compound content.&#13;
This study was designed to investigate the possible protective effects of royal jelly collected in Bingöl region on hepatotoxicity caused by VCR. In the experiment, a total of 35 Wistar Albino male rats were used in 5 groups and 7 rats in each group. The groups are respectively; i) Control, ii) Royal jelly, iii) VCR, iv) VCR+Royal jelly-150 mg/kg and v) VCR+Royal jelly-300 mg/kg were administered intraperitoneally and orally for 14 days. The chemical content of royal jelly was investigated by LC-MS/MS device and it was determined that there were 15 phenolic compounds. In addition, serum ALT, AST and ALP levels were found to be higher in the VCR group compared to the control group. It was determined that VCR application decreased the antioxidant enzymes SOD, CAT, GSH and GPx activities in the liver tissue and increased lipid peroxidation. On the other hand, it was noted that NFκB, TNF-α, IL-1β, PERK, ATF6, IRE1, GRP78, LC3A and LC3B mRNA transcript levels were decreased in VCR liver tissue compared to the control group. As a result of western blot analysis, it was determined that VCR increased caspase-3 and Bax expression levels and decreased Bcl-2 expression levels in liver tissue. Royal jelly at doses of 150 and 300 mg/kg given for treatment has shown a protective effect by regulating the above-mentioned parameters.&#13;
As a result, it was concluded that royal jelly exhibited antioxidant, anti-inflammatory, anti-apoptotic, and anti-autophagic effects in VCR-induced liver injury and both doses were effective.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Aurora B Kinaz İnhibitörü BI 831266 Molekülünün Sisplatin Tedavisinin Sitotoksik Potansiyeli Üzerine Olan Etkisinin Belirlenmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6389" rel="alternate"/>
<author>
<name>AŞKAN, Ronahi</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6389</id>
<updated>2026-09-30T09:18:46Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Aurora B Kinaz İnhibitörü BI 831266 Molekülünün Sisplatin Tedavisinin Sitotoksik Potansiyeli Üzerine Olan Etkisinin Belirlenmesi
AŞKAN, Ronahi
ÖZET:&#13;
Kanser, proteinlerin işlevsizliği nedeniyle hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucunda vücutta meydana gelen tedavi edilmesi zor bir hastalıktır. Kanser tedavisinde kullanılan konvansiyonel yöntemler başarılı sonuçlar sağlasa da bu tedaviler hastalar üzerinde ciddi yan etkilere ve bir süre sonra hücrelerin bu tedavilere direnç geliştirmesine neden olmaktadır. Bu önemli nedenlerden dolayı kişiselleştirilmiş tedaviler oldukça önem arz etmektedir. Kemoterapide hali hazırda kullanılan ilaçlarla küçük molekül inhibitörlerin kombinasyon tedavileri sinerjistik etki yaratarak bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmak için önemli rol oynamakta ve küçük molekül inhibitörleri önemli kılmaktadır.&#13;
Bu çalışmada, hücre döngüsünün önemli bir regülatörü olan Aurora B kinaz inhibisyonunun konvansiyonel anti-kanser tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılan sisplatinin sitotoksisitesi üzerine olan etkisi araştırıldı. Aurora B inhibisyonu için daha önce üzerine herhangi bir kombine sitotoksik analiz yapılmamış olan BI 831266 molekülü kullanıldı. Sisplatin ve BI 831266 molekülünün mono ve kombine tedavi sitotoksik etkileri insan meme kanseri hücrelerinde (MCF-7) incelendi. MCF-7 hücreleri artan dozlarda sisplatin ve BI 831266 molekülü ile tedavi edildi ve sitotoksik etki koloni sağ-kalım analiziyle belirlendi. IC50 dozları belirlenen sisplatin ve BI 831266 molekülünün sinerjistik etkisi kombine tedavi ile belirlendi. Sisplatin ve BI 831266 molekülünün kombinasyon tedavisi, koloni sağ-kalım analizi ile kanser hücrelerinin koloni oluşma kapasitelerini inhibe ettiği gösterildi. Sisplatin ve BI 831266 molekülünün mono ve kombinasyon tedavileri MCF-7 hücrelerinde DNA hasarı ve apoptotik sinyal yolaklarındaki proteinlerin ekspresyon düzeylerine western blot yöntemiyle bakıldı.&#13;
Bu çalışmada elde edilen veriler, sisplatin ve BI 831266 molekülünün kombinasyon tedavileri hücre canlılığını azalttığı ve koloni sağ-kalımlarını baskıladığı, apoptozisle ilişkili proteinlerin ekspresyon seviyelerini regüle ederek DNA hasarına ve apoptoza sebep olduğunu göstermektedir.; ABSTRACT:&#13;
Cancer is a difficult to treat disease that occurs in the body as a result of the uncontrolled proliferation of cells due to the dysfunction of proteins. Although conventional methods used in cancer treatment provide successful results, these treatments cause serious side effects on patients and after a while, the cells develop resistance to these treatments. For these important reasons, personalized treatments are very important. Combination treatments of drugs currently used in chemotherapy and small molecule inhibitors play an important role in eliminating these negative effects by creating a synergistic effect, making small molecule inhibitors important.&#13;
In this study, the effect of inhibition of Aurora B kinase, an important regulator of the cell cycle, on the cytotoxicity of cisplatin, which has been used successfully in conventional anti-cancer therapy, was investigated. For Aurora B inhibition, BI 831266 molecule, on which no combined cytotoxic analysis was performed before, was used. The mono- and combined-therapy cytotoxic effects of cisplatin and BI 831266 were investigated in human breast cancer cells (MCF-7). MCF-7 cells were treated with increasing doses of cisplatin and the BI 831266 molecule, and the cytotoxic effect was determined by colony survival analysis. The synergistic effect of cisplatin and BI 831266 molecule, whose IC50 doses were determined, was determined by combined treatment. Combination treatment of cisplatin and BI 831266 molecule was shown to inhibit colony formation capacity of cancer cells by colony survival assay. Mono and combination treatments of cisplatin and BI 831266 molecule DNA damage and expression levels of proteins in apoptotic signaling pathways in MCF-7 cells were evaluated by western blot method.&#13;
The data obtained in this study show that combination treatments of cisplatin and BI 831266 molecule reduce cell viability and suppress colony survival, and cause DNA damage and apoptosis by regulating the expression levels of apoptosis-related proteins.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Bingöl Koşullarında Karabuğday İçin Uygun Ekim Zamanının Belirlenmesi</title>
<link href="https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6388" rel="alternate"/>
<author>
<name>ALKAY, Remziye</name>
</author>
<id>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6388</id>
<updated>2026-09-30T08:01:03Z</updated>
<published>2019-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Bingöl Koşullarında Karabuğday İçin Uygun Ekim Zamanının Belirlenmesi
ALKAY, Remziye
ÖZET:&#13;
Bu tez çalışması; Bingöl koşullarında karabuğday için uygun ekim zamanının belirlemesi amacıyla, 2018-2019 yetiştirme sezonunda Bingöl Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Alanında yürütülmüştür. Bu bağlamda tescilli olan Aktaş ve Güneş çeşitleri kullanılarak çalışma, tesadüf blokları farklı deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak yürütülmüştür.&#13;
Araştırmada, karabuğday çeşitlerine dört farklı ekim zamanı (25 Nisan, 5 Mayıs, 15 Mayıs, 25 Mayıs) olacak şekilde ekim yapılmıştır. Karabuğday çeşitlerinde bitki boyu, yeşil ot verimi, kuru ot verimi, tane verimi, yaprak oranı, bin tane ağırlığı, ham protein oranı, ham protein verimi, ham kül oranı, (ADF) asit deterjanda çözünmeyen lif değeri, (NDF) nötral deterjanda çözünmeyen lif değeri, (SKM) sindirilebilir kuru madde, (KMT) kuru madde tüketimi ve (NYD) nispi yem değeri gibi parametrelere ait değerler irdelenmeye çalışılmıştır.&#13;
Bu tez kapsamında incelenen özellikler arasında; ham kül oranı istatistiksel açıdan önemsiz olduğu görülürken, yaprak oranının istatistiksel açıdan p≤0,05 düzeyinde önemli olduğu görülmüştür. Bitki boyu, yeşil ot verimi, kuru ot verimi, bin dane ağırlığı, tane verimi, ham protein oranı, ham protein verimi, ADF, NDF, SKM, KMT ve NYD değerlerinin ise p≤0,01 düzeyinde çok önemli olduğu gözlenmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlarda; bitki boyunun 48,92-55,56 cm, ham kül oranının %2,29-2,60, yeşil ot veriminin 269,75-410,00 kg/da, yaprak oranının %7,89-15,91, kuru ot veriminin 100,21-142,30 kg/da, bin dane ağırlığının 15,94-19,38 g, tane veriminin 91,00-153,95 kg/da, ham protein oranının %8,76- 9,88, ham protein veriminin 8,90-12,70 kg/da, ADF değerinin %40,19-42,04, NDF’nin %43,51-45,11, SKM değerinin %56,15-57,59, KMT değerinin %2,66-2,77 ve NYD değerinin 118,84-123,12 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir.&#13;
Sonuç olarak; Bingöl ilinde yapılacak karabuğday ekimlerinin Nisan ayının son haftasında yapılması ve mevcut iki çeşit arasında da Güneş çeşidinin tercih edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.; ABSTRACT:&#13;
This thesis study has been conducted to determine the appropriate sowing time for Buckwheat (Fagopyrum esculentum Moench) under Bingol conditions, it was carried out in Bingol University Faculty of Agricultural Application and Research Area in 2018-2019 cultivation period ın this respect, for the study of this thesis was used randomized block design. For this purpose, the experiment was established with four replications by using the registered Aktas and Gunes varieties.&#13;
In this study, four different sowing times (25 April, 5 May, 15 May, 25 May) were applied to the buckwheat cultivars. Plant height, green herbage yield, hay yield, grain yield, leaf ratio, thousand grain weight, crude protein ratio, crude protein yield, crude ash content, acid detergent fiber (ADF), neutral detergent fiber (NDF), digestible dry matter (DDM), dry matter intake (DMI), relative feed value (RFV) parameters were tried to be examined.&#13;
In this thesis, crude ash ratio was found to be statistically insignificant, while leaf ratio was found to be statistically significant (p≤0.05). Plant height, green herbage yield, hay yield, thousand grain weight, grain yield, crude protein content, crude protein yield, ADF, NDF, DDM, DMI and RFV values (p≤0.01) were found to be very important. In the results, we were determined 48.92-55.56 cm of the plant height, %2.29-2.60 of the crude ash, 269.75-410.00 kg/da of the green herbage yield, %7.89-15.91 of the leaf rate, 100.21-142.30 kg/da of the hay yield, 15.94-19.38 g of the grain weight per thousand, 91.00-153.95 kg/da of the grain yield, %8.76-9.88 of the crude protein content, 8.90-12.70 kg/da of the crude protein yield, %40.19-42.04 of the ADF value, %43.51-4511 of the NDF value, %56.15-57.59 of DDM value, %2.66-2.77 of DMI value and 118.84-123.12 of the RFV value.&#13;
As a result; it has been concluded that buckwheat sowing in Bingol should be done in the last week of April and the Gunes cultivar should be preferred among the two varieties.
</summary>
<dc:date>2019-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
