<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>İnşaat Mühendisliği</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/5925</link>
<description/>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 14:59:39 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-04-18T14:59:39Z</dc:date>
<item>
<title>Türkiye Mikrobölgeleme Ulusal Veri Tabanı – 1. Aşama</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6025</link>
<description>Türkiye Mikrobölgeleme Ulusal Veri Tabanı – 1. Aşama
AKSOY, Merve Nur
ÖZET:&#13;
Türkiye'de deprem tehlikesinin yerel ölçekte değerlendirilmesi amacıyla “mikrobölgeleme” başlığı altında yapılan ilk çalışma 1968 yılında gerçekleştirilmiş ve bu çalışma, mikrobölgeleme yaklaşımlarının ülke ölçeğinde başlangıç noktası olmuştur. 1968 yılından bu yana “mikrobölgeleme” başlığı altında birçok yerel çalışma yapılsa da bu çalışmalardan elde edilen veriler genel olarak tezler ve raporlar içerisinde yer almaktadır. Bu tez ve raporların varlığı çoğu zaman bu çalışmaların çıktılarından faydalanabilecek inşaat mühendisleri, yerbilimciler, şehir ve bölge planlamacılar, belediyeler gibi tüzel kişiler ve kamu kuruluşları tarafından bilinmemektedir. Bu nedenle mühendislik çalışmalarında gerekli olan, “mikrobölgeleme” çalışmalarında yer alan, Vs hızları, zemin hakim titreşim periyodları, zemin büyütmesi, olası yer çekim ivmeleri ve buna bağlı oluşan tasarım spektrumu gibi parametreler yerel olarak yapılmış “sahaya özel çalışmalar yerine”, AFAD’ın ulusal veri tabanlarından (TADAS) alınmaktadır. Ancak 2023 yılında gerçekleşen, yıkıcı GD Anadolu depremlerinde AFAD-TADAS veritabanından alınan olası deprem ivme değerlerinin ve buna bağlı oluşan tasarım spektrumlarının aşıldığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle mühendislerin, çalıştıkları kentlerde yer yer mevcut olan sahaya özel yapılmış mikrobölgeleme çalışmalarına hakim olması gerekmektedir. Bu tez ile son 20 yılda Türkiye’de yapılmış, YÖK tez veritabanında yer alan, sismik “mikrobölgeleme” çalışmalarının sonuçları derlenmiş ve bu çalışmaların içerdiği veriler ArcGIS Pro yazılımı ile sayısal bir veri tabanı içerisinde sunulmuştur. Bu kapsamda ilk etapta 30’dan fazla akademik çalışma (yüksek lisans ve doktora tezi) derlenmiştir. Bu yolla, mühendis ve diğer ilgili meslek grupları ile kamu kurumlarının Ülkemizde yapılmış mikrobölgeleme çalışmaları ve bunların verileri ile ilgili hızlıca bilgi edinmeleri amaçlanmıştır. Sayısallaştırılan haritalar tez kapsamında hazırlanan veri tabanı içerisinde incelenebilirler. Bununla birlikte, daha ayrıntılı incelemeler için alındıkları kaynaklara bakılması tavsiye edilmektedir. Bu sayısal mikrobölgeleme veri tabanının Türkiye’de süregelen sismik tehlike ve risk analizleri içeren mikrobölgeleme amaçlı bilimsel ve kamu projelerine bir rehber oluşturulması amaçlanmaktadır. Hazırlanan veritabanı, tezin ekinde cd olarak verilmektedir ve ArcGISPro programında nasıl açılıp kullanılabileceği yine ekteki cd’de verilen bir video ile anlatılmaktadır. Bu tez ile, daha önce yapılmış olan mikrobölgeleme amaçlı çalışmaların tekrarlanmasının önüne geçilmesi amaçlanmış ve çalışmaların eksik olduğu, sismik tehlike taşıyan alanlara yakın yerleşim alanları da coğrafi olarak gösterilmiştir. Tezde verilen mikrobölgeleme veri tabanı daha sonraki çalışmalarda geliştirileceğinden tez başlığında “1. Aşama” tamlaması eklenmiştir.; ABSTRACT:&#13;
The first study conducted in Türkiye under the title of “microzonation”, aimed at evaluating earthquake-related risks at the local scale, was carried out in 1968, and this study marked the starting point of microzonation approaches at the national level. Although numerous local studies have been conducted under the heading of microzonation since 1968, the data obtained from these studies are generally contained within theses and technical reports. The existence of these theses and reports is often unknown to legal entities and public institutions—such as civil engineers, geoscientists, urban and regional planners, and municipalities—that could benefit from their outputs. For this reason, parameters required in engineering practice—such as shear-wave velocities (Vs), predominant ground vibration periods, site amplification, expected peak ground accelerations, and the resulting design spectra—which are typically included in microzonation studies, are obtained from AFAD’s national databases (TADAS) rather than from site-specific local studies. However, it is a well-known fact that during the devastating Southeastern Anatolia earthquakes that occurred in 2023, the ground motion values and corresponding design spectra derived from the AFAD–TADAS database were exceeded. Therefore, it is essential for engineers to be familiar with the site-specific microzonation studies that exist for the cities in which they work. In this thesis, the results of seismic microzonation studies conducted in Türkiye over the last 20 years and archived in the Council of Higher Education (YÖK) thesis database were compiled, and the data contained in these studies were presented in a digital database using ArcGIS Pro software. In the initial stage, more than 30 academic studies (master’s and doctoral theses) were compiled. Through this approach, it is aimed to enable engineers, other relevant professional groups, and public institutions to rapidly obtain information on microzonation studies conducted in Türkiye and the data derived from them. The digitized maps can be examined within the database; however, for more detailed analyses, consulting the original sources from which the data were obtained is recommended. This digital microzonation database is intended to serve as a guide for ongoing scientific and public projects in Türkiye that focus on seismic hazard and risk analyses within the scope of microzonation studies. The prepared database is provided as a CD annexed to the thesis, and a video included on the same CD explains how to open and use the database in ArcGIS Pro. With this thesis, it is aimed to prevent the repetition of previously conducted microzonation studies, and settlement areas located near regions with seismic hazard where studies are lacking are also geographically identified. Since the microzonation database presented in this thesis will be further developed in future studies, the designation “Phase 1” has been added to the thesis title.
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2025 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6025</guid>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Alkali - Aktif Yüksek Fırın Cürufunun Soğuk Hava Şartları İçin Üretim Parametrelerinin Belirlenmesi</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6000</link>
<description>Alkali - Aktif Yüksek Fırın Cürufunun Soğuk Hava Şartları İçin Üretim Parametrelerinin Belirlenmesi
ALTUNHAN, Ufuk
ÖZET:&#13;
Günümüzde gelişen beton endüstrisinin temel bileşenlerinden biri olan Portland çimentosu (PC) ile üretilen betonlarda, düşük hava sıcaklıklarında gerçekleştirilen kürleme işlemleri çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bu sıcaklık koşullarında, çimento bileşenlerinin çözünme hızı büyük ölçüde azalmakta ve hidratasyon reaksiyonları önemli ölçüde yavaşlamaktadır. Bunun sonucunda betonun priz alma süresi uzamakta, bu da beton imalatında uygulama ve dayanım gelişimi açısından ciddi zorluklara yol açmaktadır. Bu tür olumsuzluklar, PC’ye alternatif bağlayıcı malzemelere olan gereksinimi ortaya koymuştur. Bu bağlamda, yüksek kalsiyum içeriği sayesinde harici ısı uygulamasına gerek kalmaksızın yüksek mekanik performans sergileyebilen alkali aktif cüruf (AAC) sistemleri, PC’ye potansiyel bir alternatif olarak dikkat çekmiş ve araştırmaların odağı hâline gelmiştir. Bu tez çalışmasında, düşük sıcaklıklarda (2 °C) gerçekleştirilen kürleme koşullarında PC yerine yada PC ile birlikte AAC’nin kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın temel amacı, AAC'nin düşük sıcaklıkta da sürekli hidratasyon sağlayabilme özelliği sayesinde PC’ye alternatif bir bağlayıcı malzeme olup olamayacağının değerlendirilmesidir. Bu kapsamda, yüksek fırın cürufu, sodyum silikat ve sodyum hidroksit kullanılarak alkali aktivasyon yoluyla AAC üretilmiştir. Deneysel çalışmalarda; alkali modülü 1,2 ve 1,5, alkali dozajı %5, %7 ve %9, PC ikame oranı ise %0, %10 ve %20 olacak şekilde toplam 18 farklı karışım hazırlanmıştır. Deneysel aşamada öncelikle karışımların priz alma süreleri belirlenmiş, ardından yaşına ulaşan numunelerde basınç dayanımı ve ultrases geçiş hızı testleri (UGH) gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, mikro yapı incelemeleri için taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) analizleri yapılmıştır.&#13;
Alkali dozajının artırılması, erken yaş dayanımını artırmış; ancak 90 günlük dayanımda düşüşe neden olmuştur. Alkali modülü ile PC ikame oranının birlikte artırılması ise, büzülmeye bağlı çatlak oluşumları nedeniyle dayanımı daha da azaltmıştır. En uygun karışım tasarımları; %5 alkali dozajı içeren, 1,2 modül değerine sahip karışıma %10 PC ilavesi ve yine %5 alkali dozajı içeren, 1,5 modül değerine sahip karışımda PC kullanımından tamamen vazgeçilmesiyle elde edilmiştir. Düşük sıcaklıkta kürleme işlemi gerçekleştirilmesine karşın PC ikamesi priz sürelerini önemli ölçüde hızlandırmıştır. Modül ve alkali dozajındaki değişiklikler, FTIR spektrumundaki pik yoğunluklarını önemli ölçüde etkilemiştir. SEM analizlerinde özellikle 90 günlük numunelerde PC’nin ilave edilmesi ile birlikte meydana gelen çatlaklar çok net görülmüştür. Elde edilen bulgular, PC’nin hidratasyonunun sınırlı olduğu 5 °C altı sıcaklıklarda uygun karışım tasarımlarıyla AAC sistemlerinin umut vadettiğini göstermektedir.; ABSTRACT:&#13;
In today's rapidly developing concrete industry, concrete produced with Portland cement (PC), one of the fundamental components of modern construction, faces significant challenges when curing is carried out under low ambient temperatures. Under such conditions, the dissolution rate of cement components is greatly reduced, and hydration reactions slow down considerably. As a result, the setting time of concrete is extended, leading to serious difficulties in terms of workability and strength development during concrete production. These unfavorable conditions have highlighted the need for alternative binder materials to PC. In this context, alkali activated slag (AAC) systems, which exhibit high mechanical performance without the need for external heating due to their high calcium content, have emerged as a potential alternative to PC and have become the focus of recent research. In this thesis study, the usability of AAC as a partial or full replacement for PC under curing conditions at low temperatures (2 °C) was investigated. The main objective of the study is to evaluate whether AAS can serve as an effective alternative binder by sustaining hydration even under low temperature conditions. For this purpose, alkali activation was carried out using ground granulated blast furnace slag, sodium silicate, and sodium hydroxide. A total of 18 different mixtures were prepared by varying the alkali modulus (1.2 and 1.5), alkali dosage (5%, 7%, and 9%), and PC replacement ratios (0%, 10%, and 20%). Initially, the setting times of the mixtures were determined. Subsequently, compressive strength and ultrasonic pulse velocity (UGH) tests were performed on samples at designated curing ages. In addition, microstructural investigations were carried out using scanning electron microscopy (SEM) and Fourier transform infrared spectroscopy (FTIR) analyses. Increasing the alkali dosage improved early age strength; however, it led to a reduction in 90 day strength. Simultaneous increases in alkali modulus and PC replacement ratio further reduced strength due to shrinkage induced cracking. The most favorable mixture designs were obtained with 10% PC substitution at a modulus of 1.2 and with no PC at a modulus of 1.5. Despite low temperature curing, PC replacement significantly accelerated the setting time. Variations in modulus and alkali dosage notably affected the intensity of peaks observed in the FTIR spectrum. SEM analyses revealed that cracks, especially evident in 90 day samples, became more pronounced with the addition of PC.&#13;
The findings suggest that AAC systems hold promise as alternative binders under temperatures below 5 °C, where PC exhibits limited hydration performance, provided that appropriate mixture designs are implemented.
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2025 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/6000</guid>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık Depreminin İvme ve Fourıer Spektrumlarının Değerlendirilmesi</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/5998</link>
<description>6 Şubat Kahramanmaraş Pazarcık Depreminin İvme ve Fourıer Spektrumlarının Değerlendirilmesi
BAYINDIR, Mürsel
ÖZET:&#13;
6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş/Pazarcık merkezli olarak meydana gelen Mw=7,7 büyüklüğündeki deprem, Türkiye'nin Doğu Anadolu fay zonu üzerinde geniş bir alanda yüksek düzeyde sismik ivmeler üretmiş; yapı stokunda ciddi hasarlara ve yaygın yıkımlara neden olmuştur. Çalışmada, AFAD veri tabanından elde edilen ivme-zaman kayıtları kullanılarak depremin mühendislik ve sismik parametreleri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Tez kapsamında, en büyük yatay yer ivmesi (PGA) değeri minimum 0,1 g olan ve kayma dalgası hızı (VS30) verisi bulunan istasyonlar seçilmiştir. Bu çalışmada, 6 Şubat Kahramanmaraş/Pazarcık depreminin sismik verileri incelenmiş ve tepki ve tasarım ivme spektrumları karşılaştırılmıştır. Ayrıca tehlike haritalarından ve gerçek deprem ivme kayıtlarından elde edilen spektral katsayılar değerlendirilmiştir. Fourier genlik spektrumları ile yer hareketi genliğinin frekansa veya periyoda göre nasıl dağıldığı incelenmiştir. Elde edilen bulgular, birçok istasyonda beklenenin üzerinde ivme değerlerinin ve harita spektral ivme katsayılarının ortaya çıktığını göstermektedir. Bu amaçla, harita spektral ivme katsayılarının Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (2018) ile ilişkili olduğu bölümler incelenmiş ve bu katsayıların depreme dayanıklı yapı tasarımda etkili olduğu durumlar araştırılmıştır. Bu bağlamda, tez hem akademik literatüre katkı sağlamayı hem de mühendislik uygulamaları açısından Türkiye Deprem Tehlike Haritası verilerinin Pazarcık depremi sonrasında yerel zemin etkilerinin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlar hem yatayda hem de düşeyde büyük ivmelerin oluştuğunu, farklı deprem yer hareket düzeyleri için ivme spektrumlarının aşıldığını, harita spektral ivme katsayılarının tehlike haritasından farklı olduğunu ve bu depremin daha geniş bir periyot aralığındaki yapı stoğunu etkilendiğini göstermektedir.; ABSTRACT:&#13;
The earthquake with a magnitude of Mw=7,7, centered in the Kahramanmaraş/Pazarcık district on February 6, 2023, produced high seismic accelerations over a wide area along the Eastern Anatolian Fault Zone in Türkiye, causing serious damage to the building stock and widespread destruction. In this study, the engineering and seismic parameters of the earthquake were analyzed in detail using acceleration-time records obtained from the AFAD database. Within the scope of the thesis, stations with the minimum horizontal ground acceleration (PGA) value of 0,1 g and shear wave velocity (VS30) data were selected. In this study, seismic data from the February 6 Kahramanmaraş/Pazarcık earthquake were examined, and the response and design acceleration spectra were compared. Spectral coefficients obtained from hazard maps and actual earthquake acceleration records were also evaluated. The distribution of ground motion amplitude with respect to frequency and period was examined using Fourier amplitude spectra. The findings indicate that acceleration values and map spectral acceleration coefficients exceeded expectations at many stations. For this purpose, the sections related to map spectral acceleration coefficients in the Turkish Building Earthquake Code (2018) were examined, and the impact of these coefficients on earthquake-resistant structural design was investigated. In this context, the thesis aims to contribute to the academic literature and highlight the importance of the Turkish Earthquake Hazard Map data on local site effects following the Pazarcık earthquake for engineering applications. The results show that high accelerations occurred in both horizontal and vertical planes, acceleration spectra for different earthquake ground motion levels were exceeded, map spectral acceleration coefficients differed from the hazard map, and this earthquake affected the building stock over a wider period range.
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2025 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/5998</guid>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Atık Lastik Parçalarının Geopolimer Harç Üretiminde Argega Olarak Kullanımının Etkisinin İncelenmesi</title>
<link>https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/5991</link>
<description>Atık Lastik Parçalarının Geopolimer Harç Üretiminde Argega Olarak Kullanımının Etkisinin İncelenmesi
BULŞU, Emre
ÖZET:&#13;
Bu tez çalışmasında, çimento içerikli harç üretimine alternatif ve çevresel etkisi daha az olan jeopolimer harçlarda granüle edilmiş atık araç lastiğinin (GEAAL) inşaat malzemelerinde alternatif üretimde hammadde olarak kullanım potansiyeli değerlendirilmiştir. Farklı oranlarda granüle edilmiş atık araç lastiği (hurda araç lastiklerinden öğütülerek temin edilen parçacıklar) ve cüruf (Ferrokrom tesislerinden atık olarak temin edilen), uçucu kül (termik santrallerden atık olarak temin edilen) gibi endüstriyel atıklar içeren jeopolimer bazlı karışımların birlikte kullanımı incelenmiştir. Çalışmanın amacı hem çevresel açıdan sürdürülebilir hem de performans açısından teknik olarak yeterli kompozit jeopolimer tabanlı malzemelerin üretimini sağlamaktır.&#13;
Deneysel çalışmada karışımlarda temelde jeopolimer tabanlı üretim temel alınmakla birlikte, matriste dolgu olarak agrega yerine GEAAL hacimce 1/4, 1/3 ve 1/2 oranlarında farklı bağlayıcı hamurları ile (sadece çimento, jeopolimer ile yalnız cüruf ve yalnız uçucu kül ve bunların kendi içlerinde çimento ile ikamelerinden elde edilen) bağlayıcı malzeme ile karıştırılmasıyla toplam 22 farklı karışım hazırlanmıştır. Karışımların 3, 7, 28 ve 180 günlük basınç dayanımı, eğilme dayanımı ve ultra ses geçiş hızı (UPV) değerleri belirlenerek, mekanik ve fiziksel performansları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Numunelerden alınan örnekler üzerinde SEM, EDX, FTIR ve XRD analizleri yapılarak mikro yapıları değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlardan GEAAL içeriğine sahip çimento matrisinde kullanımı çimento matrisinin mekanik özellikleri önemli ölçüde düşürmektedir. Diğer taraftan üretilen jeopolimer harçlarda yer alan cüruf veya uçucu kül gibi puzolanik malzemeler ile birlikte belirli oranlarda çimento ilavesiyle üretime gidildiğinde bu olumsuz etki büyük oranda azaltılabileceği görülmüştür. Özellikle hacimce 1/4 GEAAL içeren jeopolimer harçlarda, %90 – 95 oranında cüruf ya da uçucu kül ve bunların yansıra %5 – 10 çimento içeren karışımlar (M6, M7, M15, M16), hem dayanım hem de sürdürülebilirlik açısından en başarılı sonuçları vermiştir. GEAAL karışıma dahil edildiğinde, özellikle %1/2 oranında, hem basınç hem de eğilme dayanımında belirgin düşüşler gözlenmiştir.&#13;
Bu kapsamda çalışma, yapı malzemelerinde özellikle çevre dostu jeopolimer harç uygulamalarında GEAAL kullanımının mümkün olduğunu ve uygun bağlayıcı sistemleri ile desteklendiğinde çevresel atıkların değerlendirilmesi başta olmak üzere çimento üretimi ile ekosisteme verilecek zararın minimize edilebileceğine yönelik önemli bir alternatif sunduğumuzu ortaya koymaktadır.; ABSTRACT:&#13;
In this thesis study, the potential for using plastic waste as raw material in the alternative production of construction materials in geopolymer mortars, which are an alternative to cement-based concrete production and have less environmental impact, was evaluated. The combined use of geopolymer-based mixtures containing industrial waste materials such as plastic waste (particles obtained from ground scrap vehicle tires) and slag (obtained as waste from ferrochrome plants), as well as fly ash (obtained as waste from thermal power plants), at different ratios has been investigated. The aim of the study is to produce composite geopolymer-based materials that are both environmentally sustainable and technically sufficient in terms of performance.&#13;
In the experimental study, although the production was based on geopolymers in the mixtures, waste rubber particles (WRP) were used as filler in the matrix instead of aggregate in volumes of 1/4 . 1/3 and 1/2 by volume, with different binder mortars (cement alone, geopolymer alone, slag alone, fly ash alone, and their substitutes with cement) to prepare a total of 22 different mixtures. The compressive strength, flexural strength, and ultrasonic pulse velocity (UPV) values of the mixtures at 3. 7. 28 and 180 days were determined, and their mechanical and physical performances were compared and evaluated. SEM, EDX, FTIR, and XRD analyses were performed on samples taken from the specimens to evaluate their microstructures. The results indicate that the use of GEAAL in the cement matrix significantly reduces the mechanical properties of the cement matrix. On the other hand, it was observed that this negative effect could be significantly reduced by producing geopolymer mortars with certain proportions of cement added along with pozzolanic materials such as slag or fly ash. In particular, geopolymer mortars containing 1/4 GEAAL by volume, mixtures containing 90–95% slag or fly ash and 5–10% cement (M6. M7. M15. M16) have yielded the most successful results in terms of both strength and sustainability. When GEAAL is included in the mixture, particularly at a ratio of 1/2 . significant decreases in both compressive and flexural strength have been observed.&#13;
In this context, the study demonstrates that it is possible to use plastic waste in construction materials, particularly in environmentally friendly geopolymer mortar applications, and that when supported by appropriate binding systems, it offers an important alternative for minimizing the damage to the ecosystem caused by cement production, primarily through the utilization of environmental waste.
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2025 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://acikerisim.bingol.edu.tr/handle/20.500.12898/5991</guid>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
